CSL / Crazy Stupid Love 2.Bölüm  

2.Bölüm RÜYA

 Güneş daha tam olarak doğmamıştı ve pencereden içeriye yansıyan ‘ne karanlık ne aydınlık’ hava uykumu getiriyordu.Yorgun olduğumun farkına varmamı sağlıyordu.Bir moron gibi uçak yolculuğu boyunca İngiltere heyecanından hiç abartısız gözümü bile kırpmamıştım.Sanki şimdi ne değişmişti ? İngiltere’de nereye gittiğini bilmediğim son model bir arabada bana çok yabancı bir adam ile yolculuk yapıyorum ve tek istediğim şey uyumak.Araba otelin önünde sert bir frenle durur durmaz otelin önünde bekleyen siyah giyinimli güvenliğe benzeyen adamlar kapımızı açtı.Paul ile aynı anda inip,içeriye birlikte girdik.Hemen ardımdan valizlerimi getirdiler.Beş dakika içinde kendimi çok önemli biriymiş gibi hissettim.

"Cordelia,çok yorgun gözüküyorsun.Çocuklar sabah kahvaltısı için kalkmadan önce dinlenmek istermisin?"dedikten sonra bana içten bir şekilde gülümsedi.Çocuklar derken neden bahsettiğini  anlayamamıştım ama dediğim gibi sadece uyumak istiyordum.

"Harika olur.Yolculuk boyunca hiç uyuyamadım"açık sözlü olduğum için kendimle anlamsız bir şekilde gurur duydum.

  Paul beni One Direction grubunun kaldığı kata çıkardı.Lobi bir sürü hediye paketleri,yemekler ve havuçlarla doluydu.Havuçlar mı ? tavşan falan besliyor olmalılar.

"8 numaralı oda boş orada kalabilirsin"dedi paul ve bana odanın anahtarlarını uzattı.

"teşekkürler , tanıştığıma memnun oldum paul"dedikten sonra anahtarı elinden aldım.

"bende memnun oldum cordelia"

***

  Kafamı yastığa koyar koymaz uyuya kalmış olmalıydım.Çünkü babam tam karşımda bana gülümsüyordu ve elinde bir kağıt tutuyordu.Kağıdı elinden koparırcasına çekip aldım.İçinde ne yazdığı öğrenmek için küçük çocuklar gibi heyecanlanmıştım fakat bazı sesler beni rahatsız ediyor ve kağıdı açmak için konsantre olmamı engelliyordu.Fısıltılar gittikçe çoğalıp tartışmaya döndü.Delirmek üzereydim.Gözlerimi sıkıca yumup açtım.Hala oteldeydim ve  yattığım yerden bana verilen 8 numaralı odanın tavanına bakıyordum.Rüya veya kabus bitmişti.Bundan artık emindim ama sesler daha net ve gürültülü bir hal almıştı.

"Uyandı !"dedi bir ses

"Bence paul karısının dırdırına dayanamadı ve bir kız kılığına girdi"

"saçmalama louis !"

"ama güzel bir kız olmuş"

"menejerime mi asılıyorsun harry ?"

"O hepimizin menejeriydi zayn ! Bilmem farkında mısın ?"

"Kendinize gelin ve saçmalamayı bırakın"herkes birden sustu."Bence bu kız bir zombi ve Paul’un beynini yedikten sonra onun odasında şekerleme yapıyor !!!"diye devam etti ve anında odanın her yeri erkek çığlıklarıyla doldu.Yattığım yerden doğrulup onlara sinirli bir şekilde bakınca sustular.Paul çocuklar derken neden bahsettiğini şimdi anlıyordum.Beş koca bebek gibi duruyorlardı.Derin bir sessizlik olmuştu ve başım zonkluyordu.Ayağa kalktım.

"Merhaba"deyip gülümsedim.

LMLY / Let Me Love You 1.Bölüm 

1.BÖLÜM

Güneş doğar doğmaz uyanıvermiştim. Bu benim değişik alışkanlıklarımdan sadece bir tanesiydi ve bunun Damon Salvatore’a olan hayranlığımdan kaynaklanmadığına emindim. Kalkıp giyindim ve evden çıktım. Etrafta tek tük insanlar vardı. Hepsi de işe gitmek için erkenden uyanmış olan yaşlı insanlardan oluşuyordu. Kıyafetleri şık ve zarifti. Burayı sevmemin başka bir nedeni de buydu işte. İnsanlar her zaman iyi giyinirlerdi.
Her sabah yaptığım gibi fırıncıya girdim ve kahvaltı için ekmek aldım. Fırıncı Bay McGuain beni gördüğünde her zaman ki gibi gülümsemişti. İnsanların üzerinde yatıştırıcı bir etkim olduğuna inanıyordum. Tabi yine belirteyim, bu o vampir romanlarından kaynaklanmıyordu. 
“Paradise!” fırından çıktığımda duyduğum bu sesle irkildim ve arkama döndüm. Gülümsemem yüzüme yayılırken o bana doğru yaklaştı.
“İnanamıyorum Kevin! Bu.. Bu.. Olamaz!” derken ona sarılmıştım bile. Kevinla 5 yaşındayken tanışmıştım ve o ailesiyle birlikte 11 yaşlarımızdayken buradan taşınmıştı. O günden sonra bir daha onu görmemiştim.
Geri çekilip yüzüme baktı her zaman ki gibi etkileyici sırıtışlarından birini takınarak. Bense kaşlarımı çatıp baktım. Ona gittiğinden beri ulaşmaya çalışıyordum oysa şimdi karşıma çıkıp sırıtabiliyordu. Harika.
“Bana bir haber vermeye bile gerek duymadın” dedim dik dik baktım ve ekledim. “5 yıldır sana ulaşmaya çalıştım biliyor musun? Ah tabi umurunda olmamıştır” 
Bunun üzerine kaşlarını çatma sırası ona geçmiş gibiydi. Mavi gözleri o kadar delici bakıyordu ki bir an yine ona kanabileceğimi hissettim. İstemsiz olarak onu şöyle bir süzdüm. Teni her zamankinden biraz daha esmerdi ve saçları her zamankinden biraz daha kirli bir sarıydı. Saçlarını uzatmıştı ve bu onu daha bir karizmatik gösteriyordu ki bunları neden düşündüğümü bilmiyorum.
“Gitmem gerekiyordu” diyebildi sadece. Haksız olduğunu bildiğinden benimle tartışma girişimine bile girmedi.
“Gitmiş olmana bir sözüm yok. Bana bir e-mail atmadın, aramadın bile. Bundan daha yakın olduğumuzu düşünmüştüm” dedim geri çekilirken. 
Bir şey demedi ve bende arkamı dönüp tekrar eve gittim. Eve girdiğim de hiç ses yoktu. Cumartesi günlerinde genellikle uyurlardı. Her zaman ki gibi erkenci olan bendim. Tabii bu düşüncelerim salondan gelen televizyon sesiyle değişti.
“Evet benim. Evet.. Bunu öğrenmesi onun için iyi olmaz. Tanrı aşkına o daha 16 yaşında!” Kapıya yaklaştığımda bu sözleri duşmuştum. Bu teyzem Tricia’nın sesiydi.
“Bak Tris 18 yaşına geldiği zaman zaten her şeyi öğrenecek. O zaman bize kızacaktır” dedi Yasir dayımın sesi.
Meraklı biriydim. İç güdülerim buradan kaçıp gitmemi haykırsa da bir türlü gidemiyordum. Kulak kesilmeye devam ettim.
“18 yaşına geldiğinde her şeyi öğrenecek zaten. Psikolojisini daha şimdiden bozamayız. O benim biricik..” derken telefon çalmaya başladı ve Tricia teyzem sustu.
Ben de tam o sırada oradan tüymem gerektiğini anladım ve ekmekleri mutfağa bırakıp odama gittim.

***
“Vas happenin!” diye bağırdı Zayn bugün olanları anlattığımda. Açıkcası Kevin meselesine mi yoksa Tricia teyzemlerin aralarında ki konuşmalara mı gelmişti bu tepkisi, bilmiyordum.
“Neye ‘Vas happenin!’?” diye sordum taklidini yaparak. Kaşlarını çattı.
“Kevin’a tabiî ki. Bizi arayıp sormadı bile! Bir de çocukluk arkadaşımız olacak” dedi gözlerini ovuşturarak. 
Saat 4 civarıydı ve Zayn ben yatağına çıkıp zıplamasaydım hala uyuyor olacaktı. Zayn şu zamana kadar tanıdığım en uykucu kişiydi ve bu sinirlerimi bozuyordu. Bazen sırf bana inat olsun diye uyuduğunu düşünüyordum çünkü benle inatlaşmak hoşuna gidiyordu. Her kulvarda.
“Bence annenler senin hakkında konuşuyordu. Bu ailenin biricik erkek çocuğu sensin. 16 yaşında olan da sensin..” diye tahmin yürüttüm elimde ki kırmızı elmayı yerken. 
Elmaları her zaman sevmişimdir. Hele ki kırmızı elmaları. Tricia teyzem kırmızı elmaların yanakları kırmızılaştırdığını anlattığı günden beri asla yeşil elma yememişimdir. Tabii bunları ben 6 yaşındayken söylemişti.
“16 yaşında olan bir tek ben değilim” dedi imalı bakışlarıyla. Bana herhangi bir bakışta bulunmasından nefret ediyordum çünkü bu bakışları istemsiz olarak içime işliyordu. Gözlerimi kaçırdım.
“Saçmalama Zayn neden ben olayım? Ben bilmem gereken her şeyi biliyorum nasıl olsa. Bence bu konu seninle ilgili ve bunun üzerinde durmalıyız” dedim ayağa kalkarken.
Elmamı bitirmiştim ve elimde yapış yapış olmuştu. 
“Haydi, kalk ve giyin. Sonra da mümkünse içeriye gel” dedim ve odasından çıktım. 
Elmanın çöpünü çöpe attıktan sonra sandalyeye oturdum. Ev bugün gerçekten sessizdi. Küçük Safaa’nın bile sesi çıkmıyordu. Genelde onunla evcilik oynardık. Hatta Zayn’i doktor kendisini anne yapardı ve beni ufak küçük hasta kızı yapardı.
Aynı zaman da zeki bir çocuktu. Yaşıtlarına göre o kadar mantıklı konuşuyordu ki ağzım açık kalıyordu. Waliyha’ya gelecek olursak, ortancalardandı. Ve yaşıma en yakın olanı. Bütün dertlerimi ona anlatırdım ve Zayn’e karşı hissettiklerimi bir o bilirdi.
Zayn’nin eve getirdiği ilk kız olayında yine o vardı yanımda. Ben ağlarken bana sarılan yine oydu. Zayn ağladığımı fark ettiğinde kızı bırakıp yanımıza gelmişti.
“Neyin var?!” diye sormuştu korkuyla. 
“Yine rüyalardan birini gördü” demişti hemencecik Waliyha ve ilk kez o zaman Waliyha ile yakınlaşmıştık belki de.
Zayn’nın elinde telefonla yarı çıplak bir şekilde odaya dalmasıyla bütün düşüncelerim dağılıverdi. Gözleri her zamankinden daha da kocaman olmuş ve her zamankinden daha endişeli bakıyordu.
“Tamam geliyoruz” dedi Zayn ve telefonu kapattı. Bana döndüğünde gözleri doluvermişti ve kesinlikle ağlayacak gibiydi. Ayağa fırladım hemen.
“Zayn neler oluyor?” dedim o şaşkınla. Zayn kolay kolay bir şeye bu kadar üzülmezdi ki üzüntüsünü de insanlara pek yansıtmazdı. Bana bile.
“Waliyha’yı hastaneye kaldırmışlar”

yazar: @zaynmylove1d (twitter hesabı) / yorumlarınızı @1dhikayeler (twitter hesabı) hesabımıza bekliyoruz.

LMLY / Let Me Love You Tanıtım 

TANITIM
Her yer o kadar karanlıktı ki gözlerimi açamıyordum. Nasıl etraf bu kadar karanlık olabilirdi ki? İstemsizce adım attım ve önümde ki herhangi bir şeye tutunmak için elimi önüme doğru salladım. Bu hareketlerin hiçbirini planlayarak yapmıyordum. Vücudum benim isteklerime itaat etmiyordu. Yanlış giden bir şeyler vardı.. Ve işte o an da anladım. Bu o rüyalardan sadece biriydi. Sıcaklık yine artmaya başlamıştı. Birazdan olacakları bildiğimden çaresizce çıkış yolunu aramaya başlasam da vücudum bana itaat etmediğinden tek yapabildiğim içimden bağırıp çağırmak oldu.
**
“Ben buradayım.. Şhh..” dedi bir ses. Sıkı kollarını bana sarmış bir o yana bir bu yana sallanıyordu. Bir annenin çocuğunu dizginlemeye çalışırmış gibi bir hali vardı. Derin bir nefes aldım ve o sırada yüzümde ki ıslaklığı fark ettim. 
“Yine aynı rüya mı?” diye sordu kahramanım. Yutkundum. Bu hareketimden aynı rüya olduğunu anlamıştı ve yüzüme baktı. 
Ela gözleri her zaman ki gibi ciddi, utangaç ve endişeli bakıyordu. Normal de o horul horul uyuyan bir insandı. Ama ne zaman çığlık atarak uyansam yanımda ilk onu buluyordum ve bir anlamda o benim hayata tutunmamın kaynağıydı. 
“Saat kaç?” diye sordum gözlerimi silerken. İnsanların önünde ağlamaktan nefret ederdim. Hele ki o insan 5 yaşından beri aşık olduğum kişi Zayn Malik olunca iyice kendimden tiksiniyordum. 
“Daha saat gecenin 2’si ve ben bu saatte ayaktayım” dedi kendini beğenmiş bir yüz ifadesiyle. Kaşlarımı çattım. 
“Ayakta olacaksın tabii benden daha önemli ne işin olabilir?” diyerek oyunu sürdürdüm. Onunla çekişmeyi dalga geçmeyi her zaman severdim. O bu yönlerini sadece bana gösterirdi. Diğerlerine sorsanız Zayn’i utangaç olarak size tanımlarlardı.
“Zaten sana bakmaktan ihtiyaçlarımı gideremiyorum..” derken kafasına yastığı geçirdim. O böyle şeyler söylediği zaman üzerine çıkıp tepinesim gelirdi ve o da bunu gayet iyi biliyordu ve bunu kardeşsel bir kıskançlığa bağlıyordu.
Oysa benim kıskançlığım çok daha farklıydı.
“Çok uykusuz kalmışsın Zayn. Bence hemen uyu yoksa ikincisi de gelmek üzere” dedim tehditkar bir ses tonuyla.
Başını iki kere aşağı yukarı salladı ve geri çekilip yataktan kalktı. O an gitmemesi için bağırıp çağırabilirdim ama her zaman ki gibi yapmadım. O bana iyi geceler dilerken sadece başımı salladım. Odadan çıktı ve beni düşüncelerimle yalnız bıraktı.
Benim adım Paradise. Ailem araba kazasında öldüğünden beri Tricia teyzemlerde kalıyorum. Bana kendi ailelerinden biriymişim gibi davranıyorlar. Teyzemi annem gibi, Yasir eniştemi babam gibi görsem de hiçbiri gerçek ailemin yerini tutamaz. Görmemiş olsamda..
İçimde ki özlem o kadar derin ki bazen hiç olmadık bir an da ağlayasım geliyor. Ama tek yapabildiğim şey başka bir konuya odaklanarak o an ki acıyı sonlandırmak.
Ve şu an da tek yapabildiğim şey de, sızmak oldu.


Yazar: @zaynmylove1d (twitter hesabı) / Yorumlarınızı @1Dhikayeler (twitter hesabı) hesabımıza bekliyoruz.

CSL / Crazy Stupid Love 1.Bölüm  

1.Bölüm İNGİLTERE

Her şey elimde duran beyaz ve küçük zarfa bağlıydı.Büyükannemin dırdırından kurtulmam , etrafımdaki insanların bana artık acıyan gözleriyle bakmamaları , her şeye rağmen hala işe yaradığımı bilmem ve bunun bana verdiği mutluluğu yaşamam ama en önemlisi hayallerimin başlangıcı tam da bu zarfın içindeydi.Sevinmek aklımın ucundan geçmiyordu çünkü bu zarfı açtığımda sonuç kötüde olabilirdi.Kabul edilmemiş olabilirdim fakat gerçeklerden de kaçamazdım.Derin bir nefes alıp yatağımın üstüne oturdum.Zarfı dikkatlice açtıp içinden düzgün şekilde katlanmış olan kağıdı çıkarttım.Uzun bir metin yazıyordu galiba şirketin tanıtımıydı.Göz gezdirip koyu renkle yazan üç kelimeye odaklandım ‘Başvurunuz Kabul Edilmiştir’ kağıdın sonunda ne zaman , nerede olacağım yazıyordu.Her şey mükemmel işliyordu ve bu mükemmellikten sevinmeye bile fırsatım yoktu.Şirket İngiltere’nin en ünlü şirketlerindendi.Tabiki benim hayalim kendini beğenmiş bir ünlünün asistanı veya menejeri olmak değil.Benim hayalim sesim ile bir yerlere gelebilmek.İngiltere de Elton John’nun kadın versiyonu olmak.Hedeflerimi büyük tutmam biraz ürkütücü olabilir fakat hayallerimi gerçekleştirmek şu Dünya daki tek amacım.Bunun için New York gibi şehirlerde maddi sıkıntım olmadan gezebilmem lazım ve bu şirket bir çok ihtiyacımı karşılıyordu.Konaklama , ulaşım ve maaşıda çok iyi.Ayağa kalktım ve kalkmam ile birlikte zarfın içinde uçak bileti düştü.Uzanıp aldım saatlerine baktım bu gece ingiltere’ye gidiyordum.Her şey çok hızlıydı.Vay canına.Büyükanneme haber vermeliydim.Üzlücekti..onun üzülmesine dayanamazdım ama beni anlamalıydı her dakika başımı şişirmekle meşgul olsada beni ondan fazla kimse anlayamazdı.Ondan fazla kimsenin üzerimde emeği yoktu.Babam ben çok küçükken öldürülmüştü ve annemi  5 yıl önce en son gördüğümde iş görüşmesine gitmek için evden çıkıyordu. Kafamdan bu düşünceleri hemen şimdi çıkartmalıydım büyükannemi daha fazla üzmeme gerek yoktu.Elimdeki zarfı büyükanneme salladım yalancıktan bir gülüş ekledim.

"Kabul edilmişim !"ayağa fırladı.

"İnanamıyorum ! aman tanrım !"dedi mutlu olduğunu göstersede içten içe üzüldüğünü mavi gözleri ele veriyordu.Ona koşup sarıldım.Bir kaç dakika sonra ayrılmak için ittirdi beni yumuşacık elleriyle.O güzel gözlerinin altı kızarmıştı ve gözleri dolmuştu.

"Baban seninle gurur duyardı"bana doğru eğilip fısıldadı. "bende seninle gurur duyuyorum"gülümsedim kendimi sonu gelmeyen 10 sezonluk dram dizilerinde gibi hissettim.Gülmemek için kendimi zor tutuyordum.

***

   Güneş doğarken,uçak İngiltere’ye iniş yaptı.Yol boyunca gözüme uyku girmemişti ama benim aksime neredeyse herkes yapılan anonslara rağmen horul horul uyumayı sürdürüyorlardı.Kemerimi açtım.El çantamı koluma takıp kaçarcasına çıkış kapısının yanında duran hostestin yanına gittim.Bana baktı ve güldü.

"İlk defa mı geliyorsunuz ?"dedi yüzünde kocaman bir gülümseme ile birlikte.Bu ne samimiyetti böyle ? anlam verememiştim fakat heyecanımı birileriyle paylaşmak için can atmıyor değildim.

"Evet"istemsizce güldüm."çok mu belli ediyorum ?"diye ekledim.

"birazcık"diyerek sorumun cevabını yine anlam veremediğim bir heyecanla yanıtladı.Cevap vermedim ve gözlerimi kapıya çevirmemle birlikte kapı açıldı.

"İngiltere’ye hoş geldiniz"dedi yanımdaki fazla sevecen olan hostest ve beni kapıya doğru yönlendirdi.Tanrım ! ne acayip insanlar var şu Dünya da.Aşağı iner inmez telefonumu açtım.En az 5 kere Ajansdan aramışlar.Sanki uçakta olduğumu bilmiyorlar.Uçak biletlerini ben ayarlamış olsam yine bir şey demeyeceğim ama kabul mektubu ile uçak biletini kendileri yolladı.İçeri giriş kapılarının üstünde yazan ‘London Heathrow Havaalanı’ ve ‘İngiltere’ye hoş geldiniz’ yazılarını okudum.Derin bir nefes aldım.Buranın havası bile iyi anlamda değişikti.Telefonum çalmasıyla derin düşüncelerimden ayrılıp içeri girdim.Telefonu açtım.

"Merhaba..Cordelia Langston ile mi görüşüyorum ?"

"Evet ben cordelia..merhaba"diye bildim sadece

"Ben Sarah ajansdan"dedikten sonra boğazını temizledi."Sizi görüşme için almaya geliyorlar"

"Görüşme ?"bunu öksürerek söylemiştim çünkü bir karış su da boğuluyor gibi hissettim.

"Evet çok şanslısınız."dedi şans mı ? ne şansı ? böyle bir şey olucağı aklımın ucundan bile geçmemişti.

"Çok erken değil mi ?"

"Hayır.Buraya çalışmaya geldiniz.Bunun için kabul edildiniz.Görüşmek üzere bayan Langston"telefonu  yüzüme kapattı.Şimdi buradan kaçmak aklıma gelen en mantıklı planlar arasındaydı ama şunu da biliyorum ki param olmadığı için açlıktan ölürdüm.İyi tarafından bakarsak uçak biletleri bedavaya gelmişti.Kafamı iki yana salladım.Kimi kandırıyordum ? Kafamı eğip bu görüşmeye gitmek zorundaydım.Valizlerimin gelmesini beklerken kuzenim aklıma geldi.O ne çok isterdi ingiltere’ye gelmek.Nedenide şu an adını bir türlü aklıma getiremediğim müzik grubu içindi.İç çektim.Onu ve salaklıklarını şimdiden özlemiştim.İki kırmızı valizimi alıp çıkışa doğru ilerledim.Bir sürü insan üstünde şirket isimleri ve normal isimler yazan kartonları tutuyorlardı.Teker teker kendi ismimi bulmak için bakındım.İri yarı,güler yüzlü bir adamın elinde ki kartonda benim adım yazıyordu.Tereddütle yanın yürüdüm.Benim Cordelia olduğumu fark etmiş olmalıki gülümseyerek elini uzattı.

"Merhaba ben Paul , One Direction grubunun menejeri"dedi uzattığı elini sıktım.Şimdi kuzenimin hayran olduğu grubu hatırlamıştım.One Direction.Haberi olsa kuduracağından eminim.

"Bende Cordelia memnun oldum"gülümsedim.

Yazar:@OhMyCurlyMan (twitter hesabı) / Yorumlarınızı @1Dhikayeler (twitter hesabı) hesabımıza bekliyoruz.